Türk-İsrail Sivil Toplum Forumu

TICSF
News17.10.2018
TICSF

Türk-İsrail Sivil Toplum Forumu, Ekim ayında, Friedrich-Naumann Vakfı Türkiye Ofisi ve İsrail Konsolosluğu ile, “Medya, İş Dünyası ve Sivil Toplum Zor Dönemlerde Türkiye – İsrail İlişkilerine Nasıl Katkıda Bulunabilir?” başlıklı bir panel düzenledi. Etkinlik, FNF Türkiye Ofisi Başkanı Dr. Hans-Georg Flek’in açılış konuşması ile başladı. Dr. Fleck'in konuşmasını, İsrail'in Başkonsolos Vekili Sayın Shira Ben Tzion ve Conntix'in Kurucusu Arik Segal takip etti. Her ikisi de, diplomatik ve siyasi bağların gergin olduğu dönemlerde, Türk ve İsrail sivil toplumu arasındaki ilişkilere odaklanmanın gereğini vurgularken, Arik Segal, iki ülke arasındaki etkileşimlerde sosyal ağların rolünü vurguladı.

TICSF

Hürriyet Daily News ve Daily Sabah gazetesinin köşe yazarı Barçın Yinanç'ın moderatörlüğünde düzenlenen panel, Bank Pozitif'in CEO'su Hasan Akçakayaoğlu, Doğruluk Payı Kurucusu Baybars Örsek, İsrail Bölgesel Dış Politikalar Enstitüsü (MITVIM) Kurucu ve Direktörü Dr. Nimrod Goren, İsrailli MAKO’da gazeteci Niv Shtendel ve Kadir Has Üniversitesi Profesörü Dr. Salih Bıçakçı’yı bir araya getirdi.

Barçın Yinanç, ilk olarak, İsrail merkezli bir yatırım bankası müdürü olan Akçakayaoğlu'na sözü verdi. Akçakayaoğlu, Abdullah Gül'ün Dışişleri Bakanı olduğu 2005 yılında sürdürülen Türk-İsrail ilişkilerini hatırlattı. Banka, Türk bürokrasisi ile sorunlar yaşasa da, Türk makamlarının siyasi desteği ile 1.5 milyar dolarlık bir fonlama gerçekleştirmesini sağladığını belirtti. Bilindiği üzere 2010 Gazze filosu saldırısı (Mavi Marmara olayı), Türkiye-İsrail ilişkilerini zorlamıştı ve blokajı yasadışı olarak değerlendiren Türkiye, davayı Uluslararası Adalet Divanı'na göndermeye karar vermişti. Ancak, Akçakayaoğlu'na göre her iki tarafın da desteğiyle siyasi ve ekonomik bağlar olaydan sonra devam etti.

TICSF

Türkiye menşeli bilgi kontrol sitesi olan Doğruluk Payı'nın kurucusu Baybars Örsek, Türkiye ve İsrail'in demokrasi ve şeffaflık konusunda negatif eğilimlerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Gizli servislerden ziyade sivil toplumun iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayarak Türk STK'larının İsrail toplumunu Mısır ve Lübnan gibi ülkelerle birleştirmede üçüncü parti rolünü oynadığını dile getirdi.

Mitvim Enstitüsü'nün başkanı olan Dr. Goren, İsrail-Türkiye ilişkilerinin önemine ve yenilenen büyükelçiler ile birlikte birbirlerine doğru ilerlemelerine vurgu yaptı. İsrail-Türkiye ilişkilerinin onlarca yıl boyunca nasıl direnç gösterdiğini ve krizlerin nasıl üstesinden gelindiğini vurguladı. Dr. Goren, sivil toplum örgütlerinin ve özellikle de düşünce kuruluşlarının İsrail-Türkiye ilişkilerini, ortak çıkarları ve hedefleri geliştirmeye olan muhtemel katkısından bahsetti. Ülkeler arasındaki mevcut krizin, İsrail'deki birçok kişiyi ilişkilerin geliştirilmesinin mümkün olup olmadığını ve bu amaca yönelik çaba gerekip gerekmediği sorgulamaya ittiğini belirtti. Yakın tarihli Mitvim anketi, İsrail'deki sadece merkez sol ve solcu seçmenlerin ilişkileri yeniden kurma çabalarını desteklediğini gösteriyor. Bu konudaki kamu desteğini artırmak için, ilişkilerde yer alan potansiyeli, her iki tarafa daha iyi ilişkilerin getirebileceği somut faydaları ve İsrail-Türkiye ilişkilerinin yalnızca devlet başkanlarının hareketleriyle değerlendirilmemesi gerektiğini göstermeye ihtiyaç olduğunu belirten Dr. Goren, üçüncü taraf arabuluculuğunun iki ülke ilişkilerinin geliştirmesine yardımcı olabileceği ve İsrail-Filistin barış sürecindeki ilerlemenin İsrail-Türkiye ilişkisinin iyileşmesi için gerekli bir şart olduğu sonucuna vardı.

TICSF

Orta Doğu'da, ürünlerinizi süpermarketten satın alıp incelediğinizde bile, politikanın her yerde var olduğunu görülür. Fakat İsrail'deki vatandaşların görüşlerini yansıtan bir gazeteci olarak, Niv Shtendel, çoğu İsrailli'nin turşularının Türkiye'den gelip gelmediğini umursamadıklarını açıkladı. Bir konferans için İstanbul'a gittiğini söylediğinde aldığı üç tepkiyi de ifade etti: Azınlık ama önemli bir kısım, güçlü anti-Semitik siyasal İslam'ın etkisi altında olduğu bilinen Türkiye'ye gitmesinden endişe duyduğunu dile getirirken çoğu kişi binlerce yıllık şehri ziyaret etmek için meraklarını ve hatta kıskançlıklarını dile getirmiş ve bir kesim de bu ziyareti umursamamış. Türkiye'ye karşı düşmanca duruşa sahip olanlar, genellikle hiçbir zaman ülkede bulunmamış ve İsrail’in milliyetçi medyasını takip eden kişiler. Niv Shtendel’in görüşüne göre medya, gerçekliği yansıtan, aynı zamanda bir gerçeği tasarlamada ve kamuoyunu şekillendirmede merkezi bir role sahip.

Daha sonra Dr. Salih Bıçakçı söz alarak Kadir Has Üniversitesi tarafından 2018 yılında yayınlanan çok yıllı kamuoyu yoklamasının sonuçlarını sundu. Ankete katılanların % 24.2'si yakın tarihte Türk Dış Politikasının en önemli meselesinin İsrail'le olan ilişkileri olduğunu İsrail karşıtı bir söylemle ifade etmiş. Ankete katılanların % 54.4'ü için İsrail, Türkiye'ye tehdit oluşturan ülke. Ayrıca, kamuoyu yoklaması, Türkiye'deki insanların İsrail'e bakışında olumsuz bir eğilim olduğunu göstermekte: 2016'da, ankete katılanların % 41.6'sı Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesini desteklemiş; 2018'de ise sadece % 26,7'si bu durumu desteklemiş. Genel olarak Dr. Bıçakçı, Türk siyasal İslamınında güçlü bir Yahudi aleyhtarlığı olduğunu dile getirerek  Türk-İsrail sivil toplumları arasındaki ayrılığı vurgulamış ve iki ülkenin farklı bir yöne doğru hareket ettiğini belirtmiştir.

TICSF

Tartışmadan sonra katılımcılar sorularını panelistlere sorma fırsatı buldular. Daha sonra, TICSF'nin çekirdek üye grubu, bir yuvarlak masa toplantısı ile ağın gelecekteki etkinliklerini tartışmak için bir araya geldi. Yeni işbirliği modelleri için fikirler analiz edildi ve şu alanlar ele alındı: Her iki toplumdaki kadınların durumu, İsrail ve Türkiye'deki azınlık grupları, tarım, girişimcilik, eğitim, çevre, enerji, bilim, teknoloji alanlarında Türk-İsrail işbirliği ve öğrenci değişim programları.

TICSF