Tiyatro ve Korona | fnst.org

Tiyatro ve Korona

Tiyatroyu online sahnelere taşımak
Feature14.08.2020
Beraberce

Loş ışık, kapalı perdeler ve dolu bir tiyatro salonu. Herkes nefesini tutmuş, oyuncuların sahneye çıkmasını bekliyor. Perde açılıyor ve oyun başlıyor. Korona salgınından önce dünya genelinde tiyatrolarda normal olan bu durum artık hayal bile edilemiyor. Tiyatro, sinema ve opera salonlarındaki canlı performanslar, salgın yüzünden vazgeçtiğimiz sayısız özgürlükten yalnızca birkaçı. Ancak bu, hiçbir sanat performansından keyif alamayacağımız anlamına gelmiyor. Beraberce Derneği, Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı'nın Türkiye Ofisinin desteğiyle "Korona Günlerinde Özgürlük" başlığı altında iki online tiyatro oyunu hazırladı.

Özellikle ekmeğini izleyicilerini bir araya getirerek kazanan sanatçılar için zor olan bu zamanlarda proje, tiyatro oyuncularına yeni bir sahne sunuyor. Korona salgını konusunu yaratıcı bir şekilde ele alan proje, aynı zamanda Korona salgını ve kişisel özgürlüklerimiz arasındaki ilişki hakkında yeni bakış açıları ve tartışmalar geliştirmeyi hedefliyor.

Ebru Nihan Celkan'ın kaleme aldığı ve Ceren Taşçı ve Barış Gönenen'in sergilediği ilk oyun, dijital perdelerini 21 Temmuz'da açtı. Oyunda Almanya'da yaşayan genç bir Türk kadını çamaşırhanede bazı sorunlar yaşıyor. Müşteri destek birimiyle yaptığı konuşmalar, teknik sorunların görüşülmesinden ileriye gidiyor. Müşteri destek görevlisi, bir şekilde genç kadına yalnızlığı ile ilgili destek olmaya başlıyor. Bu bakımdan oyun, fiziksel mesafe önlemlerine rağmen Korona salgınının bize sosyal ilişkilerin önemi hakkında nasıl kıymetli bir ders verdiğini gösteriyor.

Çiğdem Şimşek ve Sinan Akcan'ın kaleme aldığı ikinci oyunda ise salgın sürecini evlerinde geçiren bir çiftin kendilerini özgürlükle ilgili bir tartışmanın içinde bulması işleniyor. Sanat imkanları, kontrollü bir toplum ve özgürlük konularında fikirlerini birbiriyle paylaşmaya başlayan çift, izleyiciyi adeta felsefi bir yolculuğa çıkarıyor. Ancak çiftin tartışmaları soyut olmaktan uzak. Bu tartışmalar, izleyicilerden birçoğunun yaşamış olabileceği ufak tefek kişisel mücadeleler ve (ilişkilerinde olmasa bile) bir yorgunluk halini de yansıtıyor.

FNF Türkiye, oyun yazarları Ebru Nihan Celkan, Çiğdem Şimşek ve Sinan Akcan'ın yanı sıra oyuncu ve proje tasarımcısı İlyas Özçakır ile özgürlüğün kısıtlandığı zamanlarda tiyatronun karşılaştığı zorluklar ve tiyatronun anlamı hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için konuştu.

Beraberce

"Kimse şu anda sahne sanatlarının geleceği konusunda sağlıklı bir fikir yürütecek konumda değil."

İlyas Özçakır

Oyuncu ve proje tasarımcısı İlyas Özçakır ile söyleşi

FNF Türkiye: Birçok medya platformu Korona krizini çok farklı formlarda ele aldı. Ancak tiyatro oyunu, bu konuyu ele almanın oldukça yenilikçi bir yolu. Tiyatronun diğer formlara kıyasla avantajları neler?

İlyas: Tiyatro, herhangi bir deneyimi birlikte yaşama halidir aslında. Sahnedeki karakterin başından geçenleri siz de onunla birlikte deneyimlersiniz. Sizin başınıza benzer bir olay geldiyse kendi deneyiminizi onunkiyle kıyaslar; gelmediyse benim başıma gelseydi ne yapardım diye düşünürsünüz. Yani tiyatro sizin empati duygunuza direkt hitap eder. Böylesi kriz anlarında belki en çok ihtiyaç duyduğumuz duygu empatidir. O sebeple, sorunun içinde saydığınız araçlara göre tiyatronun çok daha fazla etkileme ve harekete geçirme gücü olduğuna inanıyorum.

FNF Türkiye: Oyunlarda kontrol toplumu ile özgür vatandaşlık arasındaki çatışmaya değiniliyor. Korona krizinin hükümetlerin özgürlükleri kolayca kısıtlamasına zemin hazırladığını düşünüyor musunuz?

İlyas: Bu tartışmanın çok haklı ve düşündürücü bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Gerçekten suiistimal edilebilecek bir dönemden geçiyoruz. Alınan her kararın arkasındaki niyeti sorguluyor insanlar. Bu noktada hükümetler vatandaşların güvenini yitirecek adımlardan kaçınmalı diye düşünüyorum. Güven bir kere kaybolduğunda her aşamada iyi niyet sorgulamasına giriyorsunuz çünkü.
Yine de kontrolü ele almakla vatandaşların özgürlüklerini korumak arasında bir denge her zaman mümkün bence. Hükümetler özgür vatandaştan korkmadığı sürece mümkün. Toplumun sadece belirli kısımlarının iyiliğini düşünmediği, ayrımcılık yapmadığı sürece mümkün. Her ilişkide olduğu gibi, hükümet-vatandaş ilişkisinde de karşılıklı güven asıl mesele. Ne yönetimi olursa olsun, şeffaf yöneticilikle ele alınmayan yasaklar hiçbir zaman yönetilen kesimde sağlıklı bir şekilde karşılık bulmaz diye düşünüyorum.

FNF Türkiye: Korona virüsü tiyatro, sinema ve benzeri alanları önemli ölçüde etkiledi. Bu durumla bir sanatçı olarak nasıl başa çıktınız?

İlyas: Tam olarak başa çıktım diyemem! Çabalıyorum. En çok etkilenen gruplardan biriyiz. Üretimimiz tamamen insana bağlı. Fiziksel anlamda mesleğimi icra etme konusunda ciddi korkularım var.

Planlar ve hazırlıklar yapıyorum. Her şey normale döndüğünde çok daha hazır durumda başlayabilmek için çantamı doldurmaya çalışıyorum. Çevrimiçi projeler üretmeye çalışıyorum. Bunun fiziksel anlamda üretmekle aynı şey olmadığını biliyorum. Ama birileri bizim için bir şeyler yapmadığı sürece kendimiz için bir şeyler yapmak zorundayız. Açık havada oynamayı planladığım bir oyunum var: Wolfgang Borchert’in Karahindibası. Tek kişilik bir oyun olduğu için en azından üreten taraf açısından risk çok az. Seyirci tarafı da sağlıklı bir şekilde yürütülebilirse yaz bitmeden sahneme kavuşabilirim. Öte yandan bu problemin ne kadar süreceğini bilmiyorum ve hayal kurmaya devam ediyorum..

FNF Türkiye: Tiyatro, opera ve sinema gibi sanatların Korona virüsü krizinden sonra nasıl gelişeceğine dair beklentileriniz var mı?

İlyas: Açıkçası tam bir belirsizlik söz konusu. Kimse sahne sanatlarının geleceği konusunda sağlıklı fikir yürütecek konumda değil bence şu anda. Özel tiyatrolar her zaman maddi mücadele halindeyken yeni gelen şartlarda yüzde kaçı ayakta kalır bilmiyorum. Yüzde kırka varan vergilerle çalışılan özel tiyatrolarda en iyi ihtimalle yüzde elli seyirci kapasitesi ile oynanacak bir oyunun kâr etmesi ne kadar mümkün? Bu maddi riski göze alıp sahnelenen oyuna yüzde elli kapasiteyi dolduracak kadar “korkusuz” seyirci bulabilecek mi bu tiyatro? Seyircinin ve tiyatronun aynı anda riski göze aldığı durumda, aralıklarla oturmuş, oyunu tedirgin bir şekilde izleyen bu küçük kitlenin heyecanı yetecek mi oyuncunun sahnedeki motivasyonuna? Bu soruların hiçbirine cevap veremiyorum. O sebeple kendi adıma fiziksel anlamda tiyatro yapmayı şimdilik erteledim ben. Ne zamana kadar bilmiyorum. Sanırım korkusuzca oyun izleyebilecek isteği kendimde bulana kadar. Ama bu, tiyatro adına hiçbir şey yapmadığımız anlamına gelmiyor. Böyle dönemlerin de olumlu yanlarına odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Normal sezonda çok yoğun çalıştığımız için bazen hazırlık süreleri yetersiz oluyor ve oyun kalitesini etkiliyor. Salgından sonra ortaya çıkacak ürünlerin hazırlık süreçleri daha verimli geçtiği için çok daha iyi çalışılmış ve yaratıcı işler izleyeceğimizi düşünüyorum.

"Koronayı bir şeylerin sonu olarak değil, daha çeşitli şeylerin başlangıcı olarak görüyorum."

Ebru Nihan Celkan

Oyun yazarı Ebru Nihan Celkan ile söyleşi

FNF Türkiye: Birçok medya platformu Korona krizini çok farklı formlarda ele aldı. Ancak tiyatro oyunu, bu konuyu ele almanın oldukça yenilikçi bir yolu. Tiyatronun diğer formlara kıyasla avantajları neler?

Ebru: Projenin adı "Korona Günlerinde Özgürlük" ama özgürlük ne anlama geliyor? Örneğin, ilk akla gelen şey hareket özgürlüğü. Ancak benim için özgürlük, yaratıcılığını sergileyebilmek anlamına da geliyor. Bir tiyatro sanatçısı olarak yaratıcılığınızı sergileyemiyorsanız bir bakıma özgürlüğünüzü kaybettiniz demektir. Korona krizi başladığında bu durumdan ilk etkilenen gruplardan biri tiyatro sanatçılarıydı. Bu bakımdan proje hepsinden önce bu insanlara umut veriyor. İnsanlara yepyeni bir sahne ve yaratma fırsatı sunuyor. Ayrıca bence bu proje, tiyatro sanatçılarının çalışmalarına devam ettiğini gören tiyatro izleyicilerine de umut aşılıyor.

FNF Türkiye: Türkiye'de sanatçıların yaşadığı sıkıntılardan bahsettiniz. Bu zor koşullarda sanatçıları desteklemek için neler yapılabilir?

Ebru: Öncelikle yaratıcı bir ürün ortaya çıkaran kişilere kendi ülkelerinde güç kazandırmanın yollarını bulmak çok önemli. Sanatçılar için Avrupa'da birçok proje yürütülüyor. Bu projeler için kişilerin genellikle Avrupa'ya gitmesi ve orada proje için bir süre kalması gerekiyor. Bu güzel bir fikir ama sonunda çalışmalarını ülkende sergileyemedikten sonra pek faydası yok. FNF projesi bu bakımdan önemli. Yerel oyun yazarlarına, oyunculara ve yönetmenlere kendi ülkelerinde bir şeyler üretme fırsatı sunuyor.

FNF Türkiye: Oyununuzun ana temalarından biri Korona krizinin getirdiği karantina günlerinde zihnimizi meşgul eden yalnızlık konusu. Sizce Korona bizi birbirimizden ayırdı mı veya yaşadığımız bu ortak deneyim bizi birbirimize daha çok yakınlaştırdı mı?

Ebru: Korona krizinin fiziksel bir ayrılık yarattığı ortada ama bu durum sosyal mesafe için de geçerli mi emin değilim. Kriz, bize etkileşim şeklimiz hakkında düşünme fırsatı verdi. Başkalarıyla fiziksel temas halindeyken geçirdiğimiz değerli zamanın kıymetini daha iyi anlamamızı sağladı. Koronadan önce nerelerde insanlarla gerçek anlamda etkileşime geçiyorduk? Bu soruya kesin bir cevap veremiyorum, bence birlikte olmanın kıymetini bilmiyorduk. Bu nedenle Korona bize bir arkadaşımızla buluşup da karşımızdakini gerçekten dinlememenin ne anlama geldiğini düşünme fırsatı verdi. Artık etkileşime ihtiyaç duyduğumuzu bildiğimize göre bunun kıymetini daha iyi biliriz.

FNF Türkiye: "Korona günlerinde özgürlük" konusunu günlük hayattan bir sahneyi canlandırarak ele aldınız ve siyasi yorumlar yapmaktan kaçındınız. Oyunun sahnelenmesinin ardındaki ana konsepti bizim için özetleyebilir misiniz?

Ebru: Oyun, Almanya'da staj yapan bir Türk kadınını anlatıyor. Korona krizinde çoğu kişi ülkesine döndü ama ana karakterimiz dönmüyor. Buradaki ana (ama biraz da gizli) soru şu: Bu kadın neden Almanya'da?
Tartışmalarda genellikle kritik konulara odaklanıyor: siyasi nedenlerle Türkiye'den göç etmiş akademisyenler, gazeteciler veya aktivistler. Ama benim ana karakterim bir gazeteci veya aktivist olsaydı insanlar oyunu hemen bir kategoriye koyar ve izlemezdi. Türk toplumu bölünmüş bir toplum ama ben herkese ulaşmak istedim.
İnsanlar aynı hikayeleri dinlemekten bıkmış. Doğrudan siyasetle ilgisi olmayan ama Türkiye'de kendini rahat hissetmeyen genç ve laik insanlar var. Resmin tamamını görmek için bu insanların hikayelerine daha çok kulak vermeliyiz. Burada mesele sadece siyasi baskı altındaki kişiler değil. Dışarı çıkıp sokakta arkadaşlarıyla bir bira içmek isteyen birçok insan kendini rahatsız hissediyor. Resmin tamamını görmek için elimize bir fener almalı ve diğer hikayelere de ışık tutmalıyız. Oyunumda insanların kendinden bir parça bulabileceği gündelik hayattan bir örnek sergileniyor. Bu şekilde insanların bakış açılarını değiştirmeye itebileceğimi umuyorum.

FNF Türkiye: Korona sinema, tiyatro vb. gibi sanat dalları üzerinde büyük bir etki yarattı. Korona krizinin ardından gelecekte bu sanat dallarının gelişimiyle ilgili beklentileriniz var mı?

Ebru: Tiyatronun tarihi 2500'ü aşkın yıl öncesine dayanıyor ve o zamandan beri sürekli olarak kendini yeni formlarda yeniden yaratıyor. Tiyatro sahnelerinin bir yere girmediği apaçık ortada, sahnelerin devri kapanmış değil. Ama tiyatro yöntemleri biraz genişletilebilir. Koronayı bir şeylerin sonu olarak değil, daha çeşitli şeylerin başlangıcı olarak görüyorum. Yıllardır tiyatronun erişemediği bazı insanlar ve izleyiciler var. Tiyatronun dijitalleşmesi büyük fırsatların kapısını aralayabilir. Belki de ilk defa yeni izleyicilerle kolayca bağlantı kurabiliriz. Burada kendimizi daha fazla insana açıklama ve insanları yaratmaya yöneltmemiz için bize bir şans sunuluyor. Bu durum ayrıca mevcut tiyatrolara dikkat kesilip daha fazla insanın hikayesine ses olma fırsatı veriyor.

"Salgın gibi olaylarda sanatın da sınırları yoklama, zorlama ve aşma kapasitesi artar."

Çiğdem Şimşek ve Sinan Akcan

Oyun yazarları Çiğdem Şimşek ve Sinan Akcan ile söyleşi

FNF Türkiye: Birçok medya platformu Korona krizini çok farklı formlarda ele aldı. Ancak tiyatro oyunu, bu konuyu ele almanın oldukça yenilikçi bir yolu. Tiyatronun diğer formlara kıyasla avantajları neler?

Çiğdem ve Sinan: Has (yani özgürleştirici ve eleştirel) siyasetin de, bilimin de, felsefenin de, sanatın da temel derdi güzel, doğru ve iyi hakkında ikiliklere ya da şablonlara sıkıştırılan gündelik algımızı zorlamaktır. Olanı, daha eşitlikçi ve özgürleştirici formlara doğru zorlama açısından her birinin farklı olanakları vardır. Ancak sanatın edimlerimizi adlandırma (epistemolojik), anlamlandırma (ahlaki) ve inceltme (estetik) yetilerimizin hepsini bağlayabilen daha gelişkin bir form olduğunu düşünüyoruz. Kemikleşmiş tanımlar verme eğilimlerini daha kolayca bozayabiliyor (dilediğince yayılabilir çünkü) ve bilince ve iradeye birlikte dokunabiliyor (birinde durmayı değil, aralarındaki gerilimli hatta yürümeyi şart koşuyor çünkü). İlkinin avantaj, ikincisinin özgün yan olduğunu söyleyelim. Tiyatronun bu avantaj ve özgünlükten payını fazlasıyla aldığını da ekleyelim.
Dijital formlara gelirsek: Avantajına ve özgün niteliğine yorum getirmek için henüz erken olduğunu söyleyebiliriz. Nedeni ise çok kısıtlı sayıda izleyici/dinleyicinin bu biçimi deneyimlemiş olması.
Tiyatronun kuşkusuz en temel öğesi olan seyirci’den yoksun yapıda icralar olmaları. Seyredenle seyredilenin farklı mekânlardan ve sanal bir zeminden ilişki kurması tiyatronun alışık olduğumuz atmosferini sarsan bir durum.
Tiyatro kültürünü henüz edinen genç kuşaklar için bu yeni biçimler cazip ve tercih edilebilir bir nitelik taşıyabilir. Eski kuşakların radyo tiyatrosu dinleme deneyimi de, ‘yeni durum’u onlar için bir nostaljik deneyime dönüştürebilir.

FNF Türkiye: Oyunun ana temalarından biri özgürlük. Ama Türkiye'de fikrinizi açıkça dile getirmeniz eleştirilere neden olabilir. Oyunu yazarken kendinizi hiç baskı altında hissettiniz mi veya kelime seçimlerinde dikkatli olma ihtiyacı duydunuz mu?

Çiğdem ve Sinan: Giderek daha fazla baskıcı bir yönetim ve yaşamımızı daraltan normlar ile çevrelenmiş de olsak, kendimizi ifade etmede zorlandığımızı söyleyemeyiz. Yerele işaret etsek de problemin evrensel kapasitesine daha fazla vurgu yaptığımız için olabilir bu rahatlık. J Dünyanın daha ‘özgür’ gibi görünen birçok ülkesinde de işleyişi gerçekten deşifre edebilen her eylemliliğin bir biçimde baskı göreceğini de dikkate aldığımızdan belki de... Ancak, dediğimiz gibi, oyun Türkiye’ye özel bir tartışmaya tümüyle odaklansaydı, oto sansür devreye girebilirdi. Samimi bir şekilde barıştan ve özgürlükten yana çıkan seslerin çoğu, dört duvar arasına sıkışmış durumda. Oyunun, bizi egemen fikirlere mıhlayan tüm duvarların yıkılmasına bir çekiç darbesi katkısı sunmasını diliyoruz.

FNF Türkiye: Oyunda kontrol toplumu ile özgür vatandaşlar arasındaki çatışmaya değiniliyor. Korona gerçekten de hükümetlerin güvenlik adı altında özgürlükleri kısıtlamasına zemin hazırlamış gibi görünüyor. Yine de bu iki durum arasında bir denge kurulabileceğini düşünüyor musunuz?

Çiğdem ve Sinan: Aslında oyunda, devletin özgürlüklerimizi azalttığı tezinin çok kolaycı biçimde ortaya atıldığını ifade etmeye çalışıyoruz. Özgürlüklerimiz kısıtlanmadığı için değil elbette; bunun –yalnızca- Pandeminin marifeti olmadığını vurgulamak için… Ve özgürlüğün “eve kapanmamış olma” ile tanımlanmasındaki sıkıntıya işaret etmek için...
Salgından korunma bir sağlık hakkıdır ve birçok insan Türkiye’de elbette özgürlüğümüze kıymet verildiği için değil, ekonominin işlemesi için işyerlerini doldurmak durumunda kaldı. Her zaman evsiz olanlarımızın “evde kapandık” diye veryansın etme şansı doğmadı bile, malum.  Derdimiz normalimizi tartışmaya açmak: Özgürlük, tüketim özgürlüğü müdür? Devletin uygulamalarına veryansın etmekle mi sınırlıdır? Normalimiz, birçok insanın “alt-insan” olarak kodlanarak, bu kaba özgürlük anlayışının gereklerini bile yerine getiremediği bir normal. Ve daha ‘avantajlı’ olanlarımızın buna kör kaldığı…

FNF Türkiye: Korona sinema, tiyatro vb. gibi sanat dalları üzerinde büyük bir etki yarattı. Korona krizinin ardından gelecekte bu sanat dallarının gelişimiyle ilgili beklentileriniz var mı?

Çiğdem ve Sinan: Pandemi gibi her şeye yeniden bakma ve yeni olanakları keşfetme olanağı sunabilecek olaylarda, sanatların da sınırlarını yoklama, zorlama ve aşma kapasitesi de artar. Ancak bu kapasitenin açığa çıkabilmesi için var olan toplumsal desteklerin nitelikli olması ve ortaya çıkan kısıtlar karşısında da yeni çarelerin üretilmesi gerekir.

Türkiye’ye baktığımızda, sanatın ve sanatçının desteklenmesi anayasal bir zorunluluk iken, birkaç ay içerisinde birçok tiyatro sahnesinin kapandığı ve birçoğunun da bu tehlikeyle karşı karşıya olduğu devletin yetkili otoritelerince bilinmesine rağmen, iyileştirici bir adımın atılmadığını görüyoruz. Pandemiden bu yana bazı tiyatro gruplarına verilen destek, ancak onların bir aylık kirası ve vergisini karşılayacak düzeyde. Öte yandan Temmuz ayı itibariyle maksimum % 60 kapasite şartı getirilerek sahnelerin açılabileceği müjdesi de verildi. AVM’lerin, uçakların, toplu ulaşım araçlarının, kafelerin vd. göstermelik önlemlerle tam kapasite ve sosyal mesafesiz işletildiği bu süreçte, 1 saatlik tiyatro gösterimi yapan salonlar maksimum %60 kapasiteyle çalışmaya itilmesini sorgulamak gerekiyor.

Tiyatro sanatçılarının hibe, sadaka vs. talepleri yok. Sanatsal emekleri karşılığında, anayasal hakları olan desteği bekliyorlar. Bu yönde mücadele etmemiz şart, çünkü böyle devam ederse daha birçok tiyatro salonu kapanacak ve yeniden hayat bulmaları on yılları alacak.

FNF Türkiye: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Çiğdem ve Sinan: Normalimizi kesintiye uğratan tüm olağandışı olaylarda, “normal düzen” üzerine bir an durup düşünme şansı herkes için doğar. Bu gerçekten önemlidir ama kendiliğinden bir dönüşüm yaratmaz elbette. Bu çağrıya, olağan düzende bile kulak kabartanlar, büyük olaylarda iyice dikkat kesilir. Algılarımızı genişletmek, başka türlü düşünme ve yaşama ihtimallerimizi ortaya sermek için öncülük eder. Onların (siyasi, bilimsel, felsefi ve sanatsal) üretimlerinin, tahakkümü ve hiyerarşiyi aşan yaşam biçimleri önerme gücü çok kıymetlidir. İktidar terimleri karşısında özgürlük terimlerini işletmek için…