Maske diplomasisi ve güç siyaseti | fnst.org

Maske diplomasisi ve güç siyaseti

Koronavirüs gölgesinde Erdoğan'ın dış politikası
News14.07.2020Dr. Ronald Meinardus
Erdogan

Korona döneminde Ankara'nın bölgesel güç stratejisi iki yönlüdür: Bir yandan son zamanlarda belirli dönemlerde zarar gören siyasi imajını düzeltmek için sempati toplama çabası içine girmiştir. Diğer yandan Başkan Erdoğan askeri güç destekli sert bir çıkar politikası izliyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, koronavirüs krizinin ilk günlerinde "Dünyanın en zengini değil ama en cömert ülkesiyiz." demiştir. Türkiye, dünyanın birçok ülkesine geniş çapta tıbbi malzeme göndermeye devam ediyor. Ankara kamusal ilişkilerinde "maske diplomasisini" fazlasıyla önemser. Basında çıkan ayrıntılı haberlerde hükumete bağlı medya dünyanın üçte ikisinin yardım talep ettiğini ve bunun sonucunda da o tarihe kadar 81 ülkeye tıbbi malzemelerin gereken şekilde teslim edildiğini iddia ediliyor.

COVID-19 krizi boyunca, uzun süredir Türkiye'nin dış ve askeri politikasının merkez üstü konumundaki Suriye'deki savaşın haber değeri de azalmıştır. Mart ayı başlarında Erdoğan ile Putin arasındaki ateşkes savaşın taraflarına nefes aldırarak devam ediyor gibi görünüyor.

Ama mevcut sakin durum yanıltıcıdır ve kalıcı olma ihtimali çok azdır. Çatışmanın sebepleri değişmedi ve ülke uzun zamandır devam eden iç savaşa politik bir çözüm hala bulamadı. 

Türkiye İdlib'de yeniden silahlanıyor

Bu sırada Türkiye, kontrolü altındaki İdlib topraklarında ateşkes sırasında tekrar silahlanıyor. Bilgi portalı Al Monitor'a göre Ordu, İdlib'e 10.000 asker, çok sayıda tank ve aracın yanı sıra son teknoloji savunma sistemleri sevk etmiştir.  Türk lirasının Kuzey Suriye'nin bazı bölgelerinde para birimi olarak tedavüle sokulması, Ankara'nın nüfuzunu daha da güçlendirmeyi hedeflediğinin bir başka göstergesidir.

 

Uluslararası toplum, Erdoğan'ın Suriye politikasına karşı direnmekte tereddüt gösteriyor.  Avrupalılar, açıkça Suriye konusunda Türk liderle zıtlaşmak istemiyorlar: Al Monitor'den Semih İdiz'e göre "Avrupa ülkeleri Fırat'ın batısında yer alan Kuzey Suriye'deki bölgelerin kademeli olarak 'Türkleştirilmesinden" yeterince memnun görünüyorlar" "Bu memnuniyet, esas olarak Avrupa'ya doğru yeni bir mülteci akını korkusundan kaynaklanıyor.”

Libya: Çok önemli mesele

Bu arada, Türk Dış Politikası odağını Suriye'den Libya'ya ve bitişik karasulara kaydırdı: Hükumet yanlısı Sabah Gazetesinden Burhanettin Duran'a göre "Libya, Türkiye'nin dış politika gündeminin en önemli maddesidir". Erdoğan Libya'da büyük oynuyor. Bununla birlikte mevcut gelişmeler, doğru karta oynadığını gösteriyor.

Geçen yılın sonbaharında Türkiye, şu anda önemli bir askeri baskı altında olan Libya ulusal birlik hükumeti ile iki adet geniş kapsamlı anlaşma imzalamıştır. Söz konusu antlaşmalar, Libya ile Türkiye arasındaki karasularının sınırlarının belirlenmesini ve askeri yardımın sağlanmasını içeriyor.

Fakat artık işler sadece niyet beyanlarından öteye geçmiştir: Her iki durumda da Türkiye hali hazırda vaatlerini yerine getirmiştir. Türk askeri danışmanların yardımı, insansız hava araçlarının ve Ankara tarafından görevlendirilen Suriyeli paralı askerlerin desteği ile Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Libya Başbakanı Fayez al Sarraj, isyancı General Khalifa Haftar'ın püskürtülmesinde başarılı olmuştur. New York Times, Mayıs ayının sonunda Kuzey Afrika’daki savaş alanında "çarpıcı bir geri dönüşten" bahsetmiştir.

Böylelikle kanlı bir vekâlet savaşı Libya'da şiddetle sürüyor. Trablus hükumetinin tarafında Türkiye, Katar ve İtalya yer alırken, geçici olarak yenilen doğu askeri lider Haftar ise Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ve Yunanistan tarafından destekleniyor. Bu gayri resmi ittifaktaki kilit rolü, Türkiye gibi paralı askerleri ve silahları ile çatışmaları daha da alevlendiren Rusya oynuyor.

Doğu Akdeniz'de güç ve nüfuz mücadelesi

Brüksel'deki Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yakın zamanda yapılan araştırmanın başlığı "Artık Türkiye'nin Libyası" olarak atılmıştır. Bu yılın başlarındaki Libya konusunda Berlin Konferansında yayınlanan niyet beyanları artık neredeyse unutuldu. Koronavirüsün gölgesinde çatışmanın askerileştirilmesi hızla ilerliyor. Bu durum, büyük ölçüde Avrupalıların güney sınırlarında kendilerini duyuramamalarından kaynaklanıyor. Birçok farklı kaynaktan bu çöl ülkesine silahlar yağıyor. Ankara, büyük ölçüde bu olayın içerisinde yer alıyor.

Düşünce kuruluşu EDAM'da çalışan Türkiye uzmanı Can Kasapoğlu'na göre "Libya, Libya'dan daha fazlasıdır". Libya'da yaşananların bölgesel politika üzerinde geniş kapsamlı etkileri vardır. Erdoğan Türk üstünlüğünü savunurken başarılı olması halinde, bu durum komşu karasularındaki güç ve etki mücadelesinde ve deniz yatağının altında bulunduğundan şüphelenilen ham maddelerin kontrolünde Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirir. Erdoğan, Libya Başbakanı Sarrac'ın Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında "Doğu Akdeniz'in doğal zenginliklerinden faydalanmak için keşif ve sondaj da dâhil işbirliğimizi genişletmek istiyoruz" demiştir.

Türkiye'nin ilerlemesi Yunanistan ve Kıbrıs'a yönelik bir provokasyondur. Yunanistan savunma bakanı ülkelerinin askeri güç de dâhil olmak üzere gerekli her türlü yolla kendi egemen bölgelerini savunacağını ifade etmiştir. Sonu gelmeyen Türk-Yunan çatışması yeterince karmaşık değilmiş gibi bir de şimdi ateşe körükle gidiliyor.

Ankara ile olan anlaşmazlığında Yunanlılar Avrupa'nın desteğine bel bağlayabilirler. AB, "yasadışı arama sondajı" nedeniyle Türkiye'ye hali hazırda yaptırımlar uygulamıştır. Çok yakın bir tarihte Brüksel Ankara'nın uluslararası hukuka uyması talebini yinelemiştir. Fakat Türkiye sadece bu kınamayı dikkate almamıştır. Bu arada, Türk Hava Kuvvetlerinin Ege'deki Yunan Adaları üzerinde yaptığı manevralar, NATO'nun güneydoğu kanadında tansiyonu daha da körüklüyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı geçtiğimiz günlerde TV'de katıldığı bir canlı yayında, Avrupa'nın dış sınırlarına kadar gelen mültecilerin yeni bir hücumu hakkında spekülasyon yapmıştır. Ankara ile AB arasındaki mülteci yardımı üzerinden gelişen anlaşmazlığı yatıştırmak için Brüksel şimdi Türklere yarım milyar Euro daha vermek istiyor. Fakat Ankara'nın şuan ana odak noktası Libya. Bu cephedeki düşmanı AB değil Rusya'dır. Moskova hükumetinin dışişleri ve savunma bakanları Libya'ya ilişkin müzakerelerde bulunmak üzere Haziran ortasından Ankara'ya ziyaret planlamışlardı. Ancak bu ziyaret son anda iptal edildi.

Avrupa'nın dışlanması

Bundan kısa bir süre sonra, Ankara hükumetinin Dışişleri Bakanı Mesut Çavuşoğlu Libya'nın başkenti Trablus'a bir ziyaret gerçekleştirdi. Sabah Gazetesinin manşeti "Çok önemli bir ziyaret" şeklindeydi. Gündemdeki konulardan biri ise iç savaş yüzünden harap hale gelmiş ülkenin yeniden inşasında Türk firmalarının rolü oldu. Ankara gelecekte buradan para kazanmak istiyor. Basında çıkan haberlere göre, diğer bir konu ise Türkiye'nin Libya'da kalıcı askeri varlığı arzusudur: Hava kuvvetleri üssüne ek olarak Erdoğan Mısrata'da bir deniz üssü de istiyor.

Bu arada basit bir ifade ile Dış politika uzmanları, Libya'da Rusya-Türkiye ortak yönetimine dair senaryoları tartışıyorlar: Batıda Türk nüfuz alanı, güneyde Rus nüfus alanı olarak ülkenin bölünmesi. Alman Marshall Fonundan (GMF) Akdeniz Uzmanı Dario Cristiani "Fiili bölünme riski olduğunu" belirtiyor. İtalyanlar "Avrupa iktidarının tam bir çöküşünün Libya'daki alanda bir etkisi olacağını" işaret ediyorlar.

Bu konuda sadece Fransızlar mücadele veriyor. Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Dran, Türk ileri stratejisini "kendimiz için bir tehlike, kabul edilemez bir stratejik risk" olarak nitelendiriyor. Fransa, Türkiye'nin Libya politikasını NATO meselesi haline getirmek istiyor.

Fakat Türk hükumeti, savaş alanında kazandığı üstünlüğünden vazgeçmek için en ufak bir istek sergilemiyor: Fikirleri genellikle Türk güç merkezindeki zihniyeti yansıtan Burhanettin Duran'a göre bu durum, Doğu Akdeniz ve Libya'ya ilişkin mücadelenin sadece başlangıcı".