Türkiye Ofisi Daimi Temsilcisinden...

Announcement15.08.2017
nice_foto

Sevgili Okuyucular,

Sevgili Meslektaşlarım ve Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı İstanbul Ofisi’nin Dostları,

Kurban Bayram tatiline doğru ilerlerken sıcak ve nemli bir İstanbul yazının ortasındayız. Yazın tadını çıkarıyoruz: Yolda (umarım) fırtına yok, şimdilik deprem haberi gelmedi, su basması yok (şimdilik), elektrik ve su temini sağlam bir biçimde (Allah’tan). İnsan daha ne bekleyebilir ki? Barışçıl bir yaz molası uğruna, günlük haberlerin endişe uyandıran başlıklarını görmezden gelmemize izin veriyoruz. Belki Metropol’ü terk etmeye çalışabiliriz – sadece Kurban Bayramı’nın uzatılmış resmi tatili için olsa bile. Gevşeme ve aklımızı dinlendirme halindeyiz…

Evet ama herkes öyle değil! Tüm bir ülkenin ara vermesi (ve bu şekilde kötüye giden Türk turizminin yardımına koşması!) beklendiği bir dönemde, siyasi ortamın daha rahat hale gelmesinin çok uzak olduğu söylenebilir. İç siyasette ve uluslararası arenada kutuplaşma, çatışmalar ve şiddet hakim. Bu giriş bölümünü yazarken, iki birbirinden çok uzak ve farklı Avrupa kentindeki İslamcı terör saldırıları hakkında haberler geliyor. Farklı etnik geçmişlerden ve dini inançlardan yaklaşık 20 kişinin öldüğü ve 200 kişinin yaralandığı kaydedildi. Ne için? Sadece 17 ya da 18 yaşındaki çocuklar bu gezegendeki tüm "kâfirleri" yok etme niyetlerini ilan ettikleri için ve Orta Çağ’da Avrupa’da çoğunluğu Müslüman olan Endülüs’ü kurtarmak istedikleri için (ondan önceki dönemde Endülüzün yaklaşık 400 sene boyunca Hıristiyan bir bölge olduğunu kolayca unutuyorlar ya da daha vahimi: hiç bilmiyorlar bile!)

Peki ya son aylarda da olduğu gibi Türk medyası son günlerde ne yapıyor? Çeşitli Avrupa ülkelerinde yapılan seçim sonuçları sağ kanadın, milliyetçilerin ve yabancı düşmanlığı eğilimlerinin azınlık olduğunu hatta bu eğilimlerin marjinal karakterlerini kanıtladığı halde artan "İslamofobi" ve Avrupa'daki sağ görüş eğilimlerini kırmızı bayrak altında gösteriyorlar. Oysa birçok dilde, cam evde otururken taş atmamak gerektiğini söyleyen bir atasözü var. Burada yaşadığımız şey, ters etki: Sürekli düşüşte olan bir demokraside ve ‘hukukun üstünlüğü’ kavramının iktidardakinin üstünlüğü dışında başka bir anlam taşımadığı bir yerde yaşayan biri, modaya uyarak parağıyla diğer tarafı göstermekte. Bu modanın bir parçası olarak Türkiye’nin süper güç olmasını (2023’e kadar değilse bile en geç 2071’e kadar) engellemeye çalışanlar ‘çifte standart’ uygulamakla suçlanmakta.

Son günlerde, genç nesilden bir Türk siyasi analist "Avrupa Birliği için Ağır Yük: Türkiye" başlığı altında bir yazı yayınladı. Sanırım, Avrupa'daki hemen hemen her siyasi paydaş bu başlıkla -derin bir iç çekişle hemfikir! Ancak yazıyı okurken birkaç yıldan beri Türk siyasetine hâkim olan tutumun bir illüstrasyonundan başka bir şey elde etmeyeceksiniz: Saldırı en iyi savunma şeklidir! Yazıdan Türkiye-Avrupa ilşkilerinin yeniden yapılanması sürecini yeniden başlatmanın derin sorunlarını öğrenmeyeceğiz. Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının korunmasının birbirinden farklı yorumları hakkında bilgi almayacağız. Çok daha azını; dramatik olarak değişen bir dünyada geleceğin farklı algıları hakkında bilgi edineceğiz. Bu yazıdan öğreneceğimiz tek şey, Avrupa Birliği'nin Türkiye için neden "ağır bir yük" haline geldiği!

Evet, bu tür yazılar elbette iktidarda olanları hoşnut kılar. Bu tür yazılar Türkiye'nin bugününü ve geleceğini yorumlamadaki çatlağın yalnızca toplumsal yapıda değil, aynı zamanda ülkedeki ilgili nesillerde de derinleştiğini ispatlıyorlar. 16 yıl önce "Yeni Türkiye’yi" oluşturmaya başlayanlar, Yeni Türkiye’yi önümüzdeki günlerde 1071’de gerçekleşen bir ortaçağ savaşının yaşandığı yerde kutlayacak olanlar, izlerini ebediyen, en azından önümüzde gelecekte olan uzun yıllar için bıraktılar. 2017’nin yaz mevsimindeki Türkiye: Megalomanya ve köklü bir hayal kırıklığı arasında kalmış bir ülke.

Bir giriş yazısını olumlu bir notla sonlandırmanız şiddetle tavsiye edilir. Dolayısıyla, şu an için Mayıs ayında Türkiye'de vakfın varlığının 25 yılını kutlamayı başardığımızı söyleyebiliriz. Hatta bu özel günü birçok arkadaşımız, ortağımız ve meslektaşlarımızla kutlayabildik. Çalışmalarımızı önemseyen birçok insan olduğunu görmek heyecan vericiydi. Bu kişiler Türkiye'de demokrasi, hukukun üstünlüğü ve liberal değerleri destekleme konusundaki gündelik çabalarımızı takdir ediyorlar. Bu kişiler modern, laik, liberal bir Türkiye -ve aynı zamanda bütünleşmekte olan demokratik bir Avrupanın vazgeçilmez bir parçası olarak gördüğümüz bir Türkiye için yapmış olduğumuz çalışmaları takdir etmekte.

Şartların izin verdiği sürece çalışmaya devam edeceğimize söz veriyoruz.

Bu mesajın size ulaşabileceği her yerde güzel ve rahatlatıcı bir yaz geçirmeniz dileğiyle.

 

Hans-Georg Fleck